Yarış Atları ve Hız Geni
Genetik bilimi son yıllarda atlarla yoğun biçimde ilgilenir oldu. Bunun önde gelen nedeninin bilimsel merak kadar, at yarışları konusunda doğru tahminler yapabilmek olduğunu sanıyoruz. 2009 ve 2010 yıllarında PLoS One dergisinde yayımlanan iki makale atlarda yarış kazanma için gerekli genetik buluşları anlatıyordu. İki makalenin de 5000’er civarındaki okunma sayısı ve yapılan atıflar at genetiğine olan ilgiyi gösteriyordu. Geçen yıl bir “hız geni” testinin ortaya çıkması, atlarla ilgili genetik çalışmalarda önemli bir aşama oldu.
At yarışları ve at yetiştiriciliği dünyada milyarlarla dolarlık bir endüstri halini aldı. Bu uğraşı temel olarak ortaya çıktığı 300 yıl öncesinden bu yana pek değişmiş değil. İyi bir yarış atı olabilmek için atın şeceresi (anası babası ve ecdadı) çok önemli. Gerisi bakım ve eğitime kalıyor. Büyük yarışları kazanmak için bütün bunların yanında biraz şans da gerekebiliyor.
Atlar yaklaşık 6000 yıl önce evcilleştirilmiş. Hızlı koşmaları, güçlü ve dayanıklı olmaları, yük taşıyabilmeleri, eğitilebilir olmaları, sahibine sadakati gibi özellikler birçok toplumda ata özel ilgi ve yakınlık getirmiş. Toplumlar atları istenilen özelliklere göre yetiştirmişler. Yarış amaçlı olarak da atlar 16ıncı yüzyıl sonu ve 17inci yüzyıl başlarından beri yetiştirilmekteler.
Bugün Dünya’da şeceresi kayıtlı yarım milyon kadar safkan İngiliz yarış atı, 16ıncı yüzyıl sonlarında Orta Doğu’dan İngiltere’ye getirtilmiş 3 aygırın (erkek at) İngiltere ve İrlanda’da 70 kadar kısrakla (dişi at) çiftleştirilmesinden gelmiş. Üç asır boyunca istenilen özelliklere göre çiftleştirilme ve yetiştirilme, bugünün safkan İngiliz atlarını birer koşma makinesine dönüştürmüş. Bu atlar müthiş kapasiteli bir kalp, akciğer yapısı ve kas yapısına sahip. Vücut ağırlıklarının % 55’i kastan oluşuyor. Bu oran memelilerde genelde %30 – %40 arasında.
Atlara olan ilgi genetik çalışmalarda kendini göstermeye başladı. 2003’te ilk at klonlandı. Gerçi klonlanmış atların koşu yarışlarına girmelerine izin yok ama konkurhipiklerde veya başka tür yarışmalarda henüz böyle bir yasak yok.
At genomunun 2006’da sekanslanmasından sonra bazı firmalar, at DNA’larına bakarak yarış yatkınlığını belirlemeye çalıştılar. Yarış yatkınlığı, yani yarışlarda başarı olasılığının yüksekliği, tek bir gene değil, bir genler grubuna bağlı görüldüğü için ortaya tatminkar bir genetik sonuç konamamış. Ancak geçen yıl prestijli bir bilimsel dergide yayımlanan “Hill Testi” makalesi, tek bir geni en etkin gen görerek onun varlığını atlarda test etmeyi önerdi.
Testi geliştiren İrlanda’nın Dublin Üniversitesinden Emmeline Hill, atlar kadar bu testin insanlarda da önemine vurgu yapmak istiyor. Çünkü myostatin geni memeliler ve birçok hayvanda bulunuyor ve normal olarak kas gelişimini kontrol ediyor. Dr Hill “myostatin genini iyi araştırmak sağlıklı bir metabolizma için gerekli” diyor. 2004 yılında Almanya’da kas yapısı son derece gelişmiş bir çocukta myostatin geninin her iki kopyasının da mutasyona uğradığı görülmüştü. Böylece çocukta kas gelişimi sınırlanmamış oluyordu. Çocuk 4 yaşındayken 3 kg ağırlığı kolları öne uzatılmış olarak havada tutabiliyordu.
Atlarda performansla ilgili diğer genlerin araştırılmasıyla Dr Hill, ensülin, kas gücü ve yağ metabolizması ile ilgili başka genetik bilgilere ulaştığını söylüyor. Ancak bu araştırmaları atlar için değil insanlar için yapmaktaymış. Çünkü buluşlar diyabet ve obesite ile ilgili buluşlara ve yeni ilaçlar geliştirilmesine yol açabilecek.
Myostatin geni iki bazdan birini taşıyabiliyor: Cytosine (C) veya Thymine (T). DNA’da genin iki kopyası bulunduğuna göre bunlar C/C, C/T veya T/T olabilir. Dr Hill 179 üstün nitelikli yarış atı üzerinde yaptığı deneylerde daha hızlı atların C/C gen çiftine sahip olduğunu görmüş. Ancak uzun yarışlarda T/T atları daha dayanıklı ve başarılı olmaktaymış.
O zaman bir yarış öncesi bahisçiler atların myostatin geninin yapısına bakıp bahislerinin ona göre mi yapacaklar? Dr Hill bu bilginin henüz tay eğitilmeye başlarken önemli olduğunu söylemekte. “Atın gen yapısını bilince eğitimini ona göre planlamanız doğru olur” demekte. Bir orta mesafe veya maraton koşucusunu 100 metre için eğitemezsiniz. Ancak Dr Hill ve tüm uzmanlar bir atın belirli bir yarışı kazanmasında genlerin her şey olmadığını, birçok başka faktörün bulunduğunu söylemekten geri kalmıyorlar.
Atınız antrenman için çalışacağı yere gelir gelmez, ilk yapılacak şey onu komple bir kontrolden geçirtmek olacaktır. Bu kontrol; kilo ölçümü, komple kemik sistemi, eklem yerleri, tendon, bağlar. kalp, ciğer, dışkı kontrolü, adele, kan, kan yoğunluğu, böbrek vs. vs… kapsamalıdır.
Katılacağı yarışlara bakmaksızın bütün atlar mutlak surette bir hazırlık dönemi geçirmelidir. Bu çalışmalar düşük hızlı (Yürüyüş, Tırıs Yavaş Dörtnal) şeklinde ve uzun süreli olmalıdır. Biz buna yavaş uzun mesafe (Long Slow Distance veya kısaca LSD) diyoruz. Bu çalışmalarda ana fikir, nabzı yükseltmek ve birkaç dakika aynı seviyede tutmaktan ibarettir.
YAVAŞ, UZUN MESAFE ÇALIŞMASI
Eğer bir yarış atına sahipsek, cinsi ne olursa olsun, her hangi bir antrenman çalışmasından önce atın aerobik kapasitesinin gelişmesi gerekmektedir.
Bu aerobik gelişme yavaş ve uzun mesafeli çalışmalar ile gerçekleşmektedir.
Bu tür antrenmanlar atın çalışmalardan sonra daha çabuk toparlanmasını sağlamakla kalmayıp daha da önemli olan ; kalp, damar, ciğer, nefes, adele, tendon, kemik, eklem ve bağlar gibi diğer organların da gelişmesini ve sağlıklı çalışmasını temin edecektir.
Bu gelişmeler sağlanmadan yapılacak her hangi bir antrenman sonrası atımızın sakatlanmasını beklemek yanlış olmaz, hatta neredeyse garantidir bile diyebiliriz.
-YAVAŞ VE UZUN MESAFELİ ANTRENMAN SONRASI ATIMIZDAN BEKLEYEBİLECEĞİMİZ İYİLEŞMELER NELERDİR:
A- Kalbe giden kanın debisi artar
B- Adelelere daha çok kan ve oksijen gider
C- Temizlenen ve oksijen yüklü olan kanın devri hızlanır
D- Ciğerlerin hacimleri ve dolayısıyla nefes hacimleri artar daha çok oksijen girdisi olur
E- Hücrelere giden gazların oksijen, vs, oranları düzelir
F- Adelelerin kasılmaları daha yavaş ve daha uzun süreli olur
G- Kemikler sertleşir, yoğunlukları artar ve güçlenir
Bu yukarıda yazdığımız iyileşmeler atın sağlığını ve yarış hayatını etkileyecek en önemli faktörlerdir. Bu iyileşmeler olmadan atı ağır antrenman altına sokmak veya yarıştırmak yanlış olacaktır. Bu yüzden biz yavaş ve uzun mesafeli (LSD) antrenmanın atlar için şart olduğuna inanmaktayız.